Müzik geleceğin tedavi yöntemi olabilir

muziktedavisi

İsveç Göteborg Üniversitesi Sahlgrenska Tıp Fakültesi’nde yürütülen bir proje kapsamında tedavi yöntemi olarak müziğin kullanımı ve hastalıklar üzerindeki etkisi araştırılıyor.

Müzik, Osmanlı İmparatorluğu döneminde bazı hastalıkların tedavisinde uzun süre kullanılmış bir tedavi yöntemi. Günümüzde ise İsveç’teki Göteborg Üniversitesi’ne bağlı Sahlgrenska Tıp Fakültesi’nde yürütülen bir araştırma ile müziğin hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar ile birlikte kullanılma yöntemleri araştırılıyor. İlk sonuçların çok olumlu olduğu açıklandı.

Göteborg Üniversitesi Sahlgrenska Tıp Fakültesi’nden yapılan basın açıklamasında, müziğin tedavilerde kullanılan ilaçların bir tamamlayıcısı olup olmayacağının araştırıldığı bildirildi. Araştırma projesinin başında bulunan Björn Vickhoff, çeşitli müzik türlerinin vücutta yarattığı etkinin ne olduğunu ve ayrıca beyin ile ilgili hastalıklarda uygulanan tedavilerin yanında müziğin ne gibi bir tepki yarattığını gözlemleme fırsatı bulacaklarını kaydetti. İncelemenin devam ettiği bildirilen açıklamada, deneylere katılan 20 denek arasında değişik yaş gruplarının bulunduğu ve değişik müzik türlerinin dinletildiği bildirildi. Araştırma sırasında deneklerin müzik dinledikleri sırada verdikleri tepkiler, nabızları ile birlikte solunum hızları, parmak sıcaklıkları, nörofizyolojik etkileşimleri, deri iletkenlikleri ve adrenalin seviyeleri ölçülüyor.

MÜZİK KALBİ ETKİLİYOR
Bir aşk şarkısında kalbin çok etkilendiğini gözlemlediklerini belirten Björn Vickhoff, ”Çalışmamızda, müziğin kalbi etkilediği açıkça görüldü. Bu içgüdüsel etkileşim daha sonra tabi ki beyni de etkiliyor ve beyin de yeniden kalbi uyarıyor. Bu etkileşim böyle devam edip gidiyor. Bizler müzik sayesinde yaşanan bu etkileşimi herhangi bir ameliyat sırasında veya herhangi bir kan dolaşımı bozukluğunda tedavi yöntemi olarak kullanabiliriz” dedi.
Göteborg Üniversitesi Sahlgrenska Tıp Fakültesi çalışma grubu, müzikteki temponun fizyolojik, nörolojik ve kardiyovasküler tepkiler bakımından vücut için biyolojik anlamda olumlu tepkiler alındığının gözlemlendiğini de kaydetti.

Otizm tedavisinde yeni yöntemler

otizm

Amerikan Hastalıklarla Mücadele ve Kontrol Merkezi CDC, kısa süre önce yayınladığı raporunda Amerika’da her 88 çocuktan birine otizm teşhisi konulduğunu açıkladı.Amerika’nın Sesi (VOA)’nın haberine göre; Merkez, otizmin erkek çocuklarda görülme olasılığının, kızlara oranla beş kat daha fazla olduğunu bildiriyor. Günümüzde hala gizemini koruyan bu sağlık sorununun tedavisinde yeni yaklaşım ve yöntemler kullanılıyor.

Kim ve Carlos Perromat çiftinin Lucas, Philip ve Thomas adında üç oğlu var. Ortanca Philip yürüme çağına geldiğinde çift, oğullarının göz teması kuramaması ve konuşmamasının gelişim yavaşlığının ötesinde bir nedenden kaynaklandığından şüphelenmiş. Philip’e otizm teşhisi konması aile için sürpriz olmamış.

Otizm hakkında herşeyi öğrenmeye çalışan baba Carlos, oğlu için doğru tedavi programını ararken çok zaman kaybettiklerini söylüyor: ”Otizm hakkında az değil tam tersine aşırı miktarda bilgi var. Bunları süzgeçten geçirmek imkansız.”

Kim ve Carlos oğullarının ne istediğini söylemesi için uygulamalı davranış tekniklerinden yararlanıyor.Philip istediği oyuncağın adını bilmesine rağmen söylemiyordu. Ancak oyuncağı almanın tek yolunun bu nesnenin adını söylemesi olduğunu anladı.Perromat ailesinde otizm geni sadece Philip’te yok. Carlos hem kendisinde, hem babasında, hem de en büyük oğlu Lucas’ta otizmin daha hafif türü olan Asperger Sendromu olduğuna inanıyor. En küçük oğlu Thomas’ta ise herhangi bir belirti yok.

Uzman Katie Divelbiss, ebeveynlerin otistik çocuklarıyla iletişim kurmanın mutlaka bir yolunu bulmaları gerektiğini söylüyor: ”İletişim kurmayı öğrenmeleri gerekiyor. Resimler, el işaretleri ya da sadece tek bir kelime ya da sesler kullanabilirler.”Uzun yıllar boyunca çocuk şizofrenisi olarak sınıflandırılan otizm, son yıllarda geniş spektrumlu beyin gelişme bozukluğu olarak adlandırıldı. Amerikan Pediatri Akademisi uzmanlarından Doktor Susan Hyman, otizm tanımlamasının değiştiğini, spektrumdaki bozukluklar arasındaki farkları belirlemenin zor olduğunu söylüyor: ”Otizmi, farklı yoğunluk dereceleri olan tek bir kategori olarak düşünmek daha iyi.”

Kendi kızına 1994 yılında otizm teşhisi konulan Profesör Roy Richard Grinker, o yıllarda Amerika’da otizm hakkında kamuoyunun bilinç ve anlayış seviyesinin çok düşük olduğunu, ancak o zamandan beri çok şeyin değiştiğini belirtiyor: ”Otizm tedavisinin günümüzde 1994’tekinden çok daha farklı olduğunu söyleyemem. Ancak tek bir değişiklik var, o da toplumun otizmi artık anlıyor olması. Toplum bu sorunun bilincinde

Sabah yumurta yiyen zayıflıyor!

yumurta

ABD’de uzmanlara göre güne yumurtalı bir sabah kahvaltısıyla başlamak, zayıflamaya yardımcı olabilir.

Yumurta, iştahı kesiyor!
Bu ilginç bulgunun nedeniyse, aslında sabah yetersiz kahvaltı etmenin, günün diğer saatlerine yönelik olumsuz etkisi. Aşırı kilolu ya da obez 20 denek üzerinde çalışma yürüten Louisiana’daki Pennington Üniversitesi Biyomedikal Araştırma Merkezi görevlileri, yaptıkları karşılaştırmada, sabahları mısır gevreği türü tahıllı gıdalarla beslenenlerin, öğle ve öğle sonrası saatlerde, kahvaltısını yumurtayla yapanlara göre daha fazla yemek yediği görüldü. Araştırmacılara göre yumurta, bünyede iştahı artırıcı etkisi bulunan “girelin” adlı hormonun seviyesini düşürme özelliğine sahip.

Alkol vücudun baş düşmanı

alkol

Kişiden kişiye değişmekle birlikte alkol alımından kısa bir süre sonra ortaya çıkan ilk belirti çakır keyiflilik olarak bilinmektedir. Bunu takip eden süre içinde kişide öforik neşe, fazla konuşma, gereksiz cesaretlilik, kavgacılığa meyil, sır saklayamama gibi enerjik ve mutlu ruh hali gözlemleniyor.

Önce mutluluk sonra depresyon

Alkol uyarıcı ve ısıtıcı olarak bilinmesinin tersine depresyon ve ısı kaybına neden olan bir öğedir. Ayrıca su çekici ve asidoz özelliği nedeniyle beyin, beyin zarı ve beyin omurilik sıvısını azaltarak, damarları genişleterek baş ağrısına ve dengesizliğe yol açmaktadır. Beynin oksijen kullanma yeteneği alkolün etkisiyle azalıyor. Özellile irtifa alındıkça düşen oksijen basıncı altına beynin olumsuz etkilenmesi daha da artar. Bu nedenle yüksek irtifada çalışan dağcılar ve pilotlarda alkolün zihinsel ve fiziksel performansa olumsuz etkileri karada olduğundan 2-3 kat fazladır. Ayrıca alkolün alındığı ortamın havasızlığı, gürültü, sigara dumanı, uykusuzluk, kötü beslenme gibi etmenler de alkolün etkilerini artırır. Alkolün olumsuz etkilerinin azaltılması için ılık duş ve şekersiz kahve içmek gibi öneriler yapılsa da en geçerli olan dinlenmedir.

En iyisi denememek

Kronik alkol kullanımı gastrit, siroz, polinevrit, myokardit, vasküler bozukluklar, ateroskleroz, vitamin yetersizlikleri gibi organik, sözünde duramama, yalan, şüphecilik, kavgacılık gibi kişilik bozukluklarına, ruhsal ve sosyal problemlere de yol açar. Sosyal veya düzenli alkol kullanmayan bireylere alkol kullanın tavsiyesi vermek vücut sağlıkları için tehlikelidir. Buna rağmen nadiren alkol kullananlara ertesi gün en az 800 mikrogram folik asit desteği almalarını önerebilirim.

KANDA TEHLİKELİ GEÇİŞ

Kan alkol düzeyi yüzde 50-100 mg: Çakırkeyiflilik, sarhoşluk
Yüzde 100-150 mg:  Sarhoşluk
Yüzde 150-200 mg: Performans bozulması ve intoksikasyona gidiş,
Yüzde 300 mg:  Koordinasyon bozukluğu, bilinç kaybı,
Yüzde 400-500 mg: Koma ve ölüm olasılığı vardır.

Boyun Ağrılarına Karşı Dikkat Edilmesi Gerekenler

boyunagrisi
Boyun kireçlenmesi, boyun omurlarının ve aralarında bulunan disk yapılarının yıpranması sonucu oluşan bir hastalık. Meydana gelen değişiklikler, omuriliğin geçtiği kanalı veya omurlar arasından çıkan sinirlerin geçtiği kanalları daraltarak sinirlerde bası oluşturuyor. Bu basıya bağlı olarak boyunda ve kollarda ağrı ve uyuşma ortaya çıkıyor. 40-50 yaş arasında şikayetler gelişmekle birlikte yaş ilerledikçe görülme sıklığı da artıyor. Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı
Dr. Elçin Aykutoğlu, çok çalışanın hastalığı olarak tanımladığı boyun kireçlenmesini anlatıyor.Daha çok ileri yaşta görülüyor.Boyun kireçlenmesinde en sık görülen şikayetin boyun ağrısı ve boyun hareketlerinde kısıtlılık olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Ataşehir Tıp Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabitasyon Uzmanı Dr. Elçin Aykutoğlu,ağrı şikayetinin sıklıkla boyun hareketleriyle artan, dinlenince azalan nitelikte geliştiğini belirterek şunları söylüyor: “ Boyun kireçlenmesinde sinir basısına bağlı olarak kol ağrısı, uyuşma,kas güçsüzlüğü ve duyu kusurları da ortaya çıkabiliyor.

Ağrı süresi uzadıkça uyku bozukluğu, depresyon şikayetleriyle karakterize kronik ağrı sendromu denilen tablo gelişiyor. Boyun içinden geçen damarların baskısına bağlı boyun harekletleriyle artan baş dönmesi şikayeti görülebiliyor. Daha çok ileri yaşta,fiziksel olarak ağır işlerde veya uzun süre aynı pozisyonda kalarak çalışanlarda, duruş bozukluğu ve ciddi omurga eğrilikleri (skolyoz) olan hastalarda boyun kireçlenmesi riski bulunuyor. Hastalığın tanısı genellikle muayeneyle konuyor. Ayrıca, bu bulgularını desteklemek için, boyun filmi, magnetik rezonans görüntüleme (MRI), bilgisayarlı tomografi ve sinir ileti çalışmaları da yapılıyor.”

Boyun kireçlenmesinde ilk adım,ağrıyı kontrol altına almak
Boyun kireçlenmesinde öncelikle ilaç tedavisiyle fizik tedavi ve rehabilitasyon programları öneriliyor. Fizik tedavi ve rehabilitasyon programında sıcak soğuk tedavileri, derin dokuları ısıtıcı tedaviler ve elektrik tedavisi, kas spazmı ve kola yayılan ağrının azaltılması sağlıyor. Ağrı kontrole alındıktan sonra boynun hareket açıklığını sağlamaya, kaslarını kuvvetlendirmeye ve duruşu düzeltmeye yönelik egzersiz programlarına başlanıyor. Bu yöntemlerle ağrısı azalmayan hastalarda girişimsel yöntemler uygulanıyor. Kas içi enjeksiyonlar, eklem ve sinir köküne yönelik enjeksiyonlar girişimsel yöntemler olarak uygulanabiliyor. Uygulanan tedavilere yanıt alınamıyorsa ve ciddi sinir kökü ve omurilik basısı varsa hastaya cerrahi tedavi öneriliyor.Boyun ağrısından korunmak için şunlara dikkat edin!

• Bilgisayarla çalışırken boynun doğal pozisyonunu bozmayacak şekilde ayarlamalar yapın. Bilgisayar kullanırken baş ve boyun dik ve gövdeyle aynı hizada olmalıdır. Sırtı destekleyen bir sandalye kullanılmalıdır. Bilgisayarın durduğu masa ile oturulan iskemlenin yüksekliği orantılı olmalıdır. Bilgisayar göz hizasına göre ne çok aşağıda ne çok yukarıda yer almalıdır. Monitörün üst hizası göz seviyesinde veya biraz aşağısında olmalıdır. Monitör ile göz arasında 50-65 cm mesafe olmalı ve monitör çalışırken tam karşınızda yer almalıdır. 
• Uzun süre aynı pozisyonda kalmamaya özen gösterin. 30-40 dakikada bir pozisyon değiştirin, saat başı 5-10 dk mola verin.
• Sık telefon görüşmesi yapıyorsanız, kulaklık biçimindeki telefon ahizelerini tercih edin.
• Uzun süre taşıt kullanmaktan kaçının.
• Çok yüksek veya alçak yastık kullanmamaya dikkat edin. Yastığın, boyun boşluğunu desteklemesine dikkat edin.
• Boyun bölgesine yönelik verilmiş egzersizleri her gün yapmaya özen gösterin.